Rakı

Özel bir içki olması, adabının olması, kurallarının olması ve bize özel bir içki olmasından dolayı sizlere çok özel bir sayfası hazırlamayı düşündük. Her ne kadar insanlar rakıyı içmesini sizden mi öğreneceğiz dese de, yazımıza devam edeceğiz. Biz zaten burada içmesini değil, püf noktalarını anlatacağız. Kimine göre hatırlatma, kimine göre yeni bir bilgi olacak.

Yunanlılar rakıyı bizden nasıl çalmak istiyorlarsa, biz de bu içkimize sahip çıkalım ve ailemiz, arkadaşlarımız, eşimiz dostumuz ile içtiğimiz bu güzel tadın hiç değilse tarihini biraz bilelim, öğrenelim.

Rakı çok uzun yıllardır Türklerin milli içkisi olmuştur. Bunun sebebi rakının Türkler tarafından bulunmasıdır. Dünya üzerinde rakının ilk kez Osmanlı sınırları içerisinde üretildiğini tüm dünya kabul ediyor. Günümüzde Yunanlılar rakıyı uzo diye tanıtıp tüm dünyaya bunun bir yunan içkisi olduğunu ispatlamaya çalışıyorlar. Avrupa konseyi alkollü içkiler ekspresler komitesi diğer içkilerde olduğu gibi (Skotch Whisky) rakıyı da Turkish Rakı olarak adlandırmıştır. Günümüzde Türkiye’de çok fazla çeşit rakı üretilmektedir. Ancak reyonlarda satılan rakıları sınıflandırmak gerekirse bize göre 4 çeşit rakı vardır. Kulüp Rakı, Altınbaş Rakı, Yeni Rakı ve Tekirdağ Rakısı dır.

Rakının kaliteli olup olmadığını anlamak için çok fazla yol yoktur. Bir yudum almadan rakının kalitesini pek anlayamayız. Ancak şunu söyleyebilirim, Rakı hiç bir zaman kesinlikle buzdolabına koyulmaz, Buzdolabında saklanmaz. Rakının içine sudan başka bir şeyde atılmaz. Rakı içiminde biz de içine en az bir tane buz atarız, aslında bunun da yapılmaması gerekiyor ama içim esnasında yapıldığı için tadında veya etkisinde fazla bir fark olmuyor. Siz yine de buz atmadan içmeyi tercih ediniz. Rakının yanında su içiyorsanız suya buz atınız. Kristalleşen rakı özelliğini kaybetmiş demektir. Rakı 15 – 22 derece arasında veya oda sıcaklığında güneş almayan bir şekilde saklanmalıdır.

Rakının kimyasını anlatmak gerekirse şu şekilde bir açıklama yapılabilir. Rakı kuru ve yaş üzüm ispirto sunun anason tohumları ile ikinci bir damıtılma dan sonra elde edilir. Yıllandırma 2 ile 6 ay arasında meşe fıçıları içinde yapılır. Litre başına en fazla 5 gr şeker katılabilir. Aslı hiç şeker katılmadan yapılanıdır. Rakı tadı ve yapımı konusunda rakıya adını da veren Tekirdağ Rakısı en kaliteli sidir. Tekirdağ rakısının güzelliği yüzyılların getirdiği tecrübenin dışında üzümlerin o iklimde yetişmesi ve Tekirdağ’ın suyudur. Günümüzde marka olarak çıkarttığı yeni serileri çok kalitelidir. Tekirdağ 10 Numara, Tekirdağ Altın Seri, Tekirdağ Yaş Üzüm rakıları şu anda Türkiye’deki en dır.

Halk arasında rakıya aslan sütü denilmesinin nedeni eski osmanlı meyhanelerinde rakının aslan kabartmalı kaplarda sunulması ve renginin süt ile aynı renkte olmasıdır. Bu inanışın sonucunda insanlar rakının içildiği zaman insana cesaret vereceğine inanmışlar. Halbuki tüm alkollü içecekler gibi Rakı da insanın kaslarını ve sinirlerini gevşetir.

En eski tarihe kadar yapılan araştırmalar sonucunda Türk rakısı dışında 3 çeşit rakı daha vardır.

Sake Rakısı: Japonların ve Çinlilerin pirinçten elde ettikleri rakıdır.

Slivovist: Sırbistanlıların erikten ürettikleri rakıdır.

Kumovica: Yugoslavların üzümden imal ettikleri rakıdır.

Bu rakıların hepsi sek olarak içilir ve kültürleri, tatları farklıdır.


Milli içkimiz rakının kitabı daha önce yazılmış. Meğer eskiden “Aliyülala Gazi Ayıntap rakısı” , “Üzüm Kızı Rakısı” gibi ne rakılar varmış. Etiketlerin arasında dolaşırken keyiften içmeden sarhoş oldum.

Hem Türk olacaksın, hem rakıyı severek içeceksin ama rakı hakkında hiç bir şeyi kaleme almayacaksın. Olur mu… Olmuş işte.

Yıllardır dünyanın her yerinden çeşitli içkileri içme fırsatım oldu. Hepsi hakkında bir yorumum veya yazım olmuştur. Ama bir kez bile rakı hakkında yazı yazmaya elim varmadı. Böyle bir yazıyı yazacak kadar rakıcı değildim.

Sonra rakıyla ilgili enfes bir kitap çıktı. İçinde milli içkimiz ile ilgili hiç bilmediğimiz bir sürü bilgi ve tarihi malzeme vardı. Hatta asırlık rakı etiketleri bile bulunuyordu. Kitabı değerli üstat Dünya Barmenler Birliği üyesi ve Türk barmenlerinin duayeni Vefa Zat yazmıştı. Yıllardır bu kitapla ilgili iğneyle kuyu kazar gibi araştırmalar yaptığına tanık olmam, benim için kitabın değerini daha da arttırıyordu. Ve işte artık rakıyla ilgili, daha doğrusu ilk kez yazılan rakının kitabıyla ilgili yazabilirim. 🙂

Vefa bey, iletişim yayınlarının “Ehlikeyfin Kitapları” dizisinden çıkan Adabıyla Rakı ve Çilingir Sofrası kitabında önce rakının tanımını veriyor. “Kuru üzüm alkolü bakır imbiklerde anason tohumu ile ikinci kez damıtılır, litresine en fazla 10 gr şeker konur, kaliteli suyla karıştırılır ve dinlendirildikten sonra şişelenir.”

Rakı ansiklopedik tanımı ile bu. Ama, görünüşte bu kadar basit olan rakı bir zamanlar inanılmaz derece çeşitli imiş. Evliya Çelebi Seyahatnamesine göre rakı üreticilerine “Arakçıyan Esnafı” denirmiş ve bunlar da muzlu rakı, hardaliye rakı, nar rakısı anlamına gelen “Arak” sözünden türemiş. Araki, terleten anlamına geliyor. Rakı da bu kelimeden türemiş bu görüşe göre. Bir başka kaynağa göre de iri, uzun taneli ve kalın kabuklu “Razaki” üzümünden yapılan anasonlu rakının razakiden dolayı zamanla raki, sonra da rakı olarak adlandırıldığını ileri sürüyor. Gerçekten de eskiden razaki üzümünden nefis rakılar yapılırmış. Rakının ilk kez ırakta yapılıp buradan komşu ülkelere yayıldığı, bu yüzden de ırak kökenli anlamına gelen “Iraki” sözcüğü ile anıldığını düşünenler de var.

Başka bir senaryo da, rakı kelimesinin kısrak sütünden yapılan kımızdan damıtılan kımız rakısı “Arika” dan türediği. Vefa Zat, tüm bunları sıraladıktan sonra “Bence rakının araktan kaynaklanmış olma ihtimali daha yüksek ve mantıklı” diyor.

Kaynağı ne olursa olsun, adı nereden gelirse gelsin, rakı Türkiyenin içkisi. Osmanlı döneminde bile en sevilen içki. Tarihi bilgiler bunu doğruluyor. Mesela 1880’lerde Sarıcazade Ragıp Paşa’nın Tekirdağ yolu üzerindeki Umurca Çiftliğinde yapılan Umurca rakısı çok ünlüymüş. Bu rakının yanı sıra, Erdek rakısı ve Deniz kızı da pek beğenilirmiş.

Abdülhak Şinasi Hisar’ın Boğaziçi Mehtapları kitabında yazdığına bakılırsa, boğazda çilingir sofralı kayık sefaları yapılır, kayıkta sazlar çalınır, taze balıklar, siyah ve sarı havyar, Gelibolu sardalyası, Tirilye zeytini, Balık yumurtası, türlü peynirler ve mezeler bu rakıya meze edilirmiş.

Sonra Bomonti rakısı bu rakılara rakip çıkmış. İzmir’deki bir fabrika Bomonti Rakısı ve Alem Rakısı adlı iki ürün çıkartmış. Bunlardan iyi dinlendirilmiş Momonti epey tutulmuş. Ardından, Kadıköy Söğütlüçeşme’de imalathanesi bulunan Constantin Georgiadis’in yaptığı Elif ve A rakıları piyasaya sürülmüş. Galata’da yapılan Baküs rakısı da bu kervana katılmış. Hanım, Keyif, Ruh, Jale, Dimitrokopulo, Efe, Bahçe, Üzüm Kızı ve Memur da dönemin diğer rakı isimleriymiş.

Kitapta 1935 yılının ayda bir dergisinde bir ilan yer alıyor. Aynen şöyle “Mideyi bozmaz! Başı ağrıtmaz! Susatmaz! Halis üzümden çekilmiş ve uzun müddet dinlendirilmiş. Rakıların en iyisi Bilecik Rakısı’dır” Aynı rakı, Cumhuriyet Almanağı’na da şu ilanı vermiş. “Medhüsenasına lüzum göstermeyen, fevkalade Bilecik Rakısı”

Peki bu rakılara ne mi olmuş? İşte orası çok hazin. Adları bile insanı çakırkeyf etmeye yeten bu rakılar, 1944 sonrası ortalıktan kayboluvermiş. Çünkü 1944’te rakı üretme ve satma hakkını sadece TEKEL Genel Müdürlüğü’ne veren kanun çıkmış. Devletin demir eli, bu renkli sektörün üstüne bir kabus gibi çöküp her şeyi tuzla buz etmiş. Tekel’den önce sadece 1938 yılında 48 tane rakı üreticisi varmış. Büyük şehirlerin yanı sıra Eskişehir, Balıkesir, Edirne, Kastamonu, Muğla, Antalya, Çanakkale, Erzurum, Giresun, Kocaeli, Konya, Samsun ve Trabzon gibi illerde de harıl harıl rakı damıtılıyormuş. Bazı imalatçılar değişik kalitelerde iki üç rakı yaptıklarından o yıllarda piyasada yüz civarında marka bulunduğu tahmin ediliyor.

Gerçi bu devletleştirme, rakıcıların devletten yedikleri ilk tokat olmamış. Geri kafalı siyasetçiler 1920’de kanunla her tür içkinin yapılmasını, satılmasını ve içilmesini yasaklamışlar. Rakı üretenler batmış, onların yerine kaçak rakı imalatı yaygınlaşmış. Üzüm evlerde kıyma makinelerinde kıyıldıktan sonra, çamaşır leğenlerinde mayalandırılıyor, gaz tenekelerinde yapılan imbiklerde de damıtılıyormuş. Tabi bu rakılar berbatmış. Vefa bey, Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Meyhanede Kadınlar kitabından aktardığına göre, bir gün sarhoşun biri kötü rakıdan içerken şöyle isyan etmiş;

“Getir ulan… Anasını sattığım dünyası… Polis mi gelecek? Jandarma mı? Bir kaç tek ikramla gönüllerini alırım. Tenezzül edip İstanbul Valisi burayı şereflendirseler bir iki toka ile işi geçiştiririm. Her zaman ziyafetlerde şampanya içilmez ya. Yasaktan sonra rakılar ne hale geldi. Tatsın da anlasın. Görevlidir.”

Neyse ki bu saçma yasa akşamcıları 6 yıl inlettikten sonra kalkmış. Kaliteli rakıya susamış tiryakilerin açlığı sayesinde Rakıcılar da eski günlerine dönüvermişler. Ama bu kezde yukarıda bahsettiğim gibi 1944 tedki devletçilik fırtınası bu güzel rakıları tarihe gömmüş.

Bu yazıda kaynak olan Vefa beye, Mehmet beye teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Reklam Engelleyicisi Tespit Edildi

Web sitemiz, ziyaretçilerimize çevrimiçi reklamlar sunmayı mümkün kılmıştır. Lütfen reklam engelleyicinizi devre dışı bırakarak bize destek olmayı düşünün.

Refresh